Doldum , Taştım

Bu olay örgüsü ayrı yaşantıların bir birleşim kümesidir.

Her zamankinden çok da farklı olmayan bir günde
Televizyon izliyor olabilirdim tabi önceki günlerde televizyonu sokağın arnavut kaldırımlarıyla buluşturmamış olsaydım.
İşin ilginç yanı televizyonu pencereden atarken hiç de sinirli değildim.
Duyarlı bir komşuydum aslında. Müzikleri yüksek sesli dinlemez,
Üst kattaki komşu çocuğuna hiddetlenmez,
Penceremden izmarit atmaz, halı gibi şeyler silkelemezdim.
Bir apartmandaki yalnızlığın temsili bendim.
Onlar için sadece No 3’teki yalnız adamdım.
Yokluğu var olan şeyler hissediyordum içimde.
Neden bilmem ?
Ekonomik harcadığım enerjimi bir sigara yakmak için biraz tükettim.
Bir şey yapmalı hissi…
Bir şeyin beni terk etmesi gerçekten olasıyken
Ah şu içimde harekete geçmek için bekleyen his, beni terk etmedi.
Bir yalnız neler yapardı eski yaşantımdan biliyordum.
Ben artık bir yalnızdan fazlası olmuştum yıllar içerisinde.
İnsanlar hep derler ya : ”Şu an yalnız kalmaya ihtiyacım var.” İşte sizin için şuan diye tercih edilen zaman dilimi belirten kelime
benim için hep veya daima gibi kelimeleri temsil ediyordu. Ne kadar da güzeldi isteğin zaman yalnız kalmak ya da yalnızlığın
sadece seçeneklerden biri olması.
Derisini değiştiren bir yılan gibi sıyrıldım bu düşüncelerden.

Özel günlerde içerim niyetiyle 4-5 ay önce almış olduğum içki beni vitrinden selamlıyordu.
Ne kadar da yol kat etmişsin dedim kendi kendime. Eskiden olsa saçma bulurdum vitrinde içilmeyen içkileri.
O özel günün gelmesi zaman aldı ve gelmedi. İçmek için sebep aramazdım o sebep hep orada var olurdu zaten.
İçki ”beni kucağına al”der gibi bana bakıyordu , aldım.
Sadece almakla da kalmadım bir bardağa boşalttım.
”Sıvı ne kadar da kutsal bir şey”
Eski bir alışkanlık olsa gerek bir müzik açmak istedim. Kızdım kendime, anılardan kaçarken anılara yakalanacaksın aptal !
Müzik açmadım. Gerek yoktu zaten sessizlik senfonisi çalıyordu. Sessizlik dediğiniz şeyin uğultulu bir sesi vardı. Tartışmasız.
Bu uğultuyu çıtırtılarla ve dakikada almış olduğum 10’dan fazla aritmik nefes kesiyordu.
Karanfilli sigaramın çıtırtıları arasında , 1 saatten kısa bir sürede vitrinden inen misafir bitiverdi.
Beni terk etmeyen his tetiklenmişti. Sokağa inmeli karanlıklara karışmalı belki de bir duvara yaslanıp ağlamalıydı.
Şaşırırdım bazı insanlar kalabalıklarda nasıl ağlayamazlardı. Yargıç tokmağı vurdu bu sırada.
Karar : Sokağa inilecek ! İnmeden dolabı açtım. Sokağa hazırlıksız yakalanmak işte bu infial olurdu.
Dolap yarısına kadar tek tip biralarla doluydu. ”Şaşırmamak lazım ay sonu neden gelmiyor diye” dedim. Biraların yanında birkaç da yiyecek vardı ama iştahım yoktu.
İki siyah poşete saymadan koydum biraları ve bilinmezliğe aktım.

Dışarı çıkınca gülümsedim. ”Lan o televizyon hak etmedi böyle bir sonu”
Beyoğlu’nun nemli ve yokuşlu sokaklarında serseri bir mayın , kör bir kurşun gibi gidiyordum.
Aslında gidilecek iyi bir yer ya da belli bir rotam yoktu fakat elimden tutan aceleci bir çocuk yanımdaymış gibi acele ama emin olmayan adımlarla arşınladım sokakları.
Bir köşe buldum kartonlar falan var çöktüm oraya. Kartonların az gerisinde ev düzeni vardı neredeyse. Küçük bir tüp de gördüm şaşırmaya kalmadan bir ses böldü anı:
”Hoşgeldin gardaş benim viraneye” Hoşbulduk da diyemedim afalladım.
Karşımda şu sonbahar günlerinde bere takan,sakalları pas renginde, ağzında yanan bir sigara -hep orada olduğu belliydi pas ve beyaz renk karışımı pos bıyıklarından-
gözlerinin içi cıvıl cıvıl,cevval bir adam… Konuşmasını hatırlayınca İç Anadolu’dan olduğu çok açıktı.
İç cebimdeki sigarayı arıyordum kim bilir neredeydi ? ” Al gardaş buradan yak dedi” ve uzattı beyaz filtreli bir sigara.
Üstünde eskilerin de iyi bileceği bir marka yazılıydı : Tekel 2000
O ara bir içim kaynadı, gözlerinin içine teşekkür edercesine ama kendimden beklemediğim bir masumiyetle baktım.
Sigaraları yaktık ne soru soruyor ne bir şey şaşkındım.
Bir taraftan atıldım : adın neydi abi ?
-”Taşan” dedi. Benim ismimi sordu öğrendi. Nereliyim neyim bir bir sordu, yeni açan bir papatya gibi örümceğin ördüğü bir ağ gibi muhabbet ilerliyordu.
-Sana bir gün soracak olsalar ” Nesin” diye ne dersin dedi.
-”Eksiğim” derim dedim.
Gözleri yaşardı onlarca yıl öteye gider gibi gözlerime baktı. Bir gözü ağlar bir gözü güler gibiydi.
Kartonların arasına istiflediği kırık emektar bir bağlama çıkardı.
Bir cümle döküldü dudaklarından : ‘‘Bilirim eksik nedir nasıldır ne haldadır.” dedi.
Hep bir şeyler diyecekmiş ama hiç de bir şey demeyecekmiş gibi duran Taşan Abi adının hakkını verecekmiş gibi durdu.
”Bir egsiğimiz bir gusurumuz olursa affola gurban olduğum” dedi ve ekledi ”atalarımın yadigârı…”

                                     

Allı turnam ne gezersin havada ?

Devrildi arabam kaldım burada.

Gülüm gülüm, kırıldı kolum.

Tutmuyor elim, Turnalar Eyy

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s