Yol Ayrımı

Ölümün ev sahipliğini üstlendiği yerler vardır.
Kimileri oraya aittir kimileri ise işi olduğunda uğrarlar.Hani doğduğun zaman doğduğun yere bağlı il/ilçe değil de
gerçekten doğduğun mekân yazılıyor olsa bazı kimseler için orası mezarlık olurdu. Hep bu sebepten bir şeyler yazılacak.
Tabii ki bir uyarı da olacak.

UYARI : ”Bu hikâye mezarlığın çocuklarına ithafen kaleme alınmıştır. Ne gerçektir ne hayal…”

Küreklere eğilip zamanın kayığını II. Dünya savaşı yıllarında yaşamış iki kardeşe doğru çekelim.
Osmanlı’dan adını almış olan Dersim şu anki Tunceli adıyla bilinen yöremizin/ilimizin Pülümür ilçesinde iki erkek kardeş düyaya geldi.
Biri İsmet bir diğeri İlyas…
İsimlerinin anlamlarını bilsek de neden konulduğunu hiç bilemedik. Hatta bir büyükleri kulaklarına isimlerini fısıldadı mı ?
Hiç Bilinmez.
Atom bombası atılalı çok zaman olmamıştı ki gözlerini açıverdiler dünyaya. Babaları Mezar işleriyle uğraşırdı.
Hem mezarlık sorumlusu hem de mezar kazan bir adamdı. Hani deriz ya hayatını … yaparak kazanıyor.
O da hayatını ölüleri yuvalarına belki de son adreslerine ulaştırmakla kazanırdı.
Çocukların anneleri bu hikâyede yer almıyor.
Çocuklara ilçe sakinleri iyi bakardı. Hem başka sebeplerden hem de hastalığı belli belirsiz olan babalarının işini devralsınlar diye.
Bir bakış vardı, ortak bir bakış : ”Bu adam çok yaşamaz. Çocuklar da bu işe atılıverirler hem ne olacak ki ? ”
Bu yörelerde meslek seçimleri baba odaklıdır. Baba ne iş yaparsa ”o”dur doğan çocuklar da o işe bağlı ”o” olurlar.
Yıllar bir mum fitilinin erimesi gibi hızlıca geçiverdi. İlyas ve İsmet kendilerine biçilen ”o” işe dönüştüler,öğrendiler.
Babalarına gelirsek bir isim vermeye gerek yoktu. Babaydı ve bu kadarı yeterdi. Hastalığı iyice kendini belli eder olmuştu.
Onu yaşatacak bir yöntem henüz bulunmamıştı. Zaten ufak tefek bir adamdı onu büyük gösteren iki evladı olmasıydı. Baba olmasıydı.
Hayat açısından büyüklük kavramı da böyledir : ”Kapladığınız hacim kadar var olmazsınız sizi var eden şeyler kadar var olursunuz.”

İlyas Gasil oldu İsmet Mezar kazıcısı…
Babalarının ölümü onları ölüme iyice alıştırdı ölüm onlar için yeni bir şeydi ancak ilerleyen zamanlarda böyle olmayacaktı.
Her gasil gibi İlyas , ölüsünü yıkayınca rahatlayacağı gibi İsmet de 3 arşın yer aranıp mezarını kazınca rahatlardı.
Cenaze sahipleri ise ölülerini toprağa gömünce ister istemez bir rahatlama hissederler. Sebebi ise çok açıktır aslında.
Ölü için mezar ulaşılacak bir noktadır yaşarken aldığı yol yani hayat ise menzildir. Bir kurşun nasıl ki bir yol alır hedefe isabet ettikten sonra durulursa
insan da alacağı yolu alıp mezarına girince durulurdu.

Yıllar anlık mutluluklar gibi parça parça tükendiler, ilerlediler. Yıllar İsmet ve İlyas’ı -çocuk görünümlü adamları- törpüledi umarız ki eğitti.
Zamanında İlçe’de Lokantacı Muzaffer’in yanında yaşamışlardı. Muzaffer onlara baktı baktırdı. Hani biraz onu anlatmak istesek nasıl bir adamdı diye…
Özet olsun diye değil de sadece bilinsin diye. Yoksa insanların ve bazı şeylerin özeti gerçekten olmazdı.
Kavanoz dibi diye bilinen gözlükleri vardı. Göz hastalığı küçüklüğüne dayanırmış hiç de peşinden koşmamış tedavinin.
Bembeyaz saçları yüzüne dökülürmüş. Ahalinin içinde ”mahçup” diye tanınırmış. Bunu söyledikten sonra lakabıyla devam ederiz belki. Mahçup denmesinin belki de başka
sebepleri vardı ama en bariz olanı: ”çocuk sahibi olamıyor olmasıymış”. İnsanlar için özellikle de bazı coğrafyalarda bir güçsüzlük acizlik olarak görünür bu durum.
Şaşırmamak da gerekirdi insanlar yapı olarak da böylelerdi kendi dökülen yanlarını, eksik yanlarını başka birinin eksikliğini büyütüp avaz avaza ilân ederek kapıttıklarını sanırlardı.

Konumuz toplum ve yanlış eğilimleri değil bu sebeple bu bahsi kapatalım. Mahçup’a dönecek olursak İlyas ve İsmet babaları ölünce ortada kalışlarını görmüş,içinde bir şeyler cız etmiş.
Hem Mahçup da babasız büyümüş bir çocukmuş bilirmiş bazı şeyleri fazlasıyla. Yanlarına almış çocukları. Kendine ve hanımının içine bir umut serpmiş. Söylediğine göre ”bize iyi geldiler” dermiş sorana.

İlyas ve İsmet ilçenin iki değeri gibi bakılmış büyütülmüşler.Hatta yaşları biraz ilerleyince mezarlığın içindeki gasilhanenin yanına bir kulübe de tahsis edilmiş onlara.
Bu kulübeden sonra ”Mezalık Çocukları” olarak anılmışlar.
Kulübenin yanında 70’li yaşlardaki insanların nerden baksan asırlık dediği bir söğüt ağacı varmış. İlçenin delileri arada gelir altında toplanır kendi dillerinde sohbet ederlermiş.
Söğüt ağacının buluşma noktası olmasının kuvvetli bir sebebi varmış. Yağmuru iyi aldığı dönemlerde eğer ahali de dallarını kesmezse evlenme çağında genç bir kadının gelinliği gibi olurmuş.
Dalları yere değer , gizli bir sığınak hâlini alırmış. Deliler de o çok mühim toplantılarını söğüt ağacını altında yaparmış.
Bölge halkı delileri pek rahatsız etmezmiş ancak İsmet onların en samimi dostuymuş, bir akıllı(!) olarak.

*Dip not : akıllı(!) kelimesinde yazar psikolojinin belirlemiş olduğu deli-akıllı ayrımına inanmadığını ve gerçekten de sorgulanası bir skalası olduğunu düşündürmek istemiştir. Özetle bilinemezdi kim akıllı kim deli…
Kesinlikle sorgulanması gereken bir şeydi psikolojinin kendisi ve sonuçları,
Neyse.

İlyas , gözlerinin içi gülen yüzünde sürekli bir tebessüm duran bir çocukmuş. Kendini iple asan insanlarda da ölümünden sonra yüzünde bir tebessüm olduğu gözlenir ve buna : ”Ölüm tebessümü” denirmiş.
İsmet’in aksine şiirsel bir yanı varmış. Teni buğdaysı yanakları al almış. Bütün kan yüzüne hücum edermiş mütemadiyen. Elleri ideal bir piyanistin parmakları kadar usta ve zarifmiş.
Söğüt ağacının altında oturur başına buyruk şiirler yazarmış. DÖrtlük beyit fark etmeksizin yazma isteği ağır basarak.Bulduğu gazetelerden şairleri kesermiş ve her kestiğinde sevinirmiş.
Ona göre ne kadar şairi o boş kağıt parçalarından kurtarırsa o kadar iyiymiş. İsmet bu durumu anlayınca soracak olmuş :
-Ne diye gazeteleri böyle kesmekle uğraşırsın ?
”Ben onları saçmalıklardan kurtarıp özgürleştiriyorum” dermiş.
İsmet bu durumu yersiz bulsa da fazla ses etmezmiş. İsmet’e göre her daim daha mühim meseleler varmış. Lokantacı Muzafferle(Mahçup) akşamları bir gaz lambası altında ülke meseleleri hakkında uzun uzadıya konuşurmuş.
İsmini aldığı aldığı ”milli şef”ten olsa gerek memleket meselelerine pek hakimmiş.
İsimlerimizin de bir enerjisi vardı muhakkak. Ya biz onlara benzerdik ya da onlar bize benzerdi.
İsmet yöre halkının içinde de yaptığı işten bağımsız, parlak bir elmas gibi görünürmüş. ”Bu genç adam ilerde mühim mevkiilere gelecek” derlermiş.
İlyas içinse ”hem yetimdir hem öksüz , çok görmemek lazım belki biraz da yarım akıllı ama olsun” derlermiş.

Günler akıp gittikçe herkes daha da kendine benzemeye başlamıştı. İlyas daha şiirsel , daha deli dolu , İsmet üzerinde takım elbise yokken bile takım elbiseli bir mebus kadar ciddileşmişti.
Ne günler ilerlemeyi durdurmuş ne ölümler bitmiş ne de doğumlar …
İsmet’in önüne bir imtihan fırsatı çıkmış. Yöre halkının da tahmin ettiği gibi bir daireye girme, memur olma ”büyük adam olma” yolundaki ilk adım olarak görülmüştü.
İsmet Ankara’ya gitti imtihanına girdi ve kazandığı haberi birkaç zaman içinde mektupla ilçeye ulaşmıştı. Herkes kadar İlyas da sevinçliydi.
İsmet Ankara’dan Pülümür’e döndü. Sevinçler katlandı herkesten bir tebrik aldı. İlyas koşarak boynuna atladı, ne olduğunu henüz tam bilemeden.
Büyük sofralar kuruldu erkekler yedi içti. Bir şeyler bittikçe kadınlar yenisini getirdi. İsmet artık ilçesinin bir temsilcisiydi.
İsmet vedalaşmaya başladı. Tahta bir bavula birkaç parça eşya koyup kamyonetin kasasında tozlar içinde Başkent’e yol aldı.

İlyas günbegün yalnızlaşıp derisine gömülüyordu. Daha az yer kaplamaya başlamış , gölgeler arasında saklanan bir insansanız yalancı bir görünmezlik pelerininiz vardır. Kimse sizi gördüğünü size belli etmez ama görür.
İlyas’ın bu hâline yardım etmek şöyle dursun arkasından söylenirlerdi. İsmet’e bak bir de ”Şuna” …
İsmet öyle miydi ?
İsmet nasıldı ?
Özenle seçilen doğru malzemelerin, en iyi oranda bir araya gelmesiyle ve mükemmellikle yoğrulup kısıp ateşte pişmeye bırakılmış bir yiyecekti.
İlyas her türlü dengeden yoksundu. İsmet arada mektuplar yazardı Muzaffer’e ama İlyas’ın adı hiç geçmezdi.
İlyas’ın yüzünde çocukluğundan beri var olan ”ölüm tebessümü” bir süreliğine yok oldu. İlyas bir şeylerle ilgilenmeyi bıraktı bir şeyle ilgilenmeye başladı. Neydi nasıldı şu an kimse bilmez.
Büründüğü kimlik onu içten içe yakıyorken kimse bilmezdi belki de bilmemeliydi.
Gasilhane ihtiyaçlarını bahane ederek bir hırdavatçıya gitti birkaç düzgün yontulmuş kalas parçası çivi ve urgan aldı. Görenlere ”tabut işine de gireceğim” dedi. Girdi de bir tabut yaptı ”son çivisini” elleriyle çaktı.
Bizim meşhur söğüt ağacımızın altına bırakmak üzere ince bir mektup yazdı, içeriğini daha sonra öğreneceğimiz.
İş yapmaya yatkın piyanist kılıklı eller bir şey peşindeyken sabah ezanı vaktini bekledi. O vaktin öncesinde yapması gereken işler gelince bir kurmalı saat gibi kurdu kendini.
O saat çaldı.
İlyas söğüt ağacı altında bir yerlere gitti, bahsetmek istemeyeceğimiz.
Bunu konuşsa konuşsa kahveci Nihat Abi konuşur. Bırakalım konuşsun.

Nihat : Söğüt ağacının altında delileri gördüm ama her zamanki gibi değillerdi. Daha bir hareketlilerdi.
Ne oluyor orada diye merakıma yenik düşüp gittim. Bir de ne göreyim İlyas söğüt ağacında sallanıyor, boynunda bir ip…
Ağacın altına da bir tabut bırakılırvermiş üstünde bir mektup…
Koşma isteğim geldi lakin bacaklarımı dermansız hissettim, dizlerimin üstüne çöküverdim olduğum yere.
Bir zarf buldum tabutun üstünde , ellerim acemileşmiş gibiydi ama açtım , baktım. ”Hoşçakalın’‘ yazıyordu ve bir de…

”Mufassal kıssa başlarsın garip hikâye söylersin.”

Bâki

                         

                                                                       

Yol Ayrımı’ için 2 yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s