Cevapsız Mektuplar P.S-18

17.09.2020 / İzmir / P.S.18

Sevgili Nilgün

Beni bir şehre gönderdiler. “Kalbimi Ege’de bırakmak istiyorum” dediğim o şehre… Sanki görünmez bir iple bağlıyım görülmez kadere. Burada başka bir mektup sevmek istemiştim. Yaşayandı, olmadı. Ölü kalsaydı hep öpebilirdim diye düşünüyorum. Ben buraya geldim. Bu şehre! Görev süremi tamamladıktan sonra nereye giderim bilmiyorum. Şimdilik buradayım, şehir de…

Bunları sana bir ağacın gölgesinden yazıyorum. Rüzgâr çok güzel bir tonda esiyor. Gözlerimi kapatıp seni düşlüyorum. Her gün yapıyorum bu eylemi, her gün o tanımsız hissi… Rüzgâr çimleri eğiyor, çimlerle beraber eğiliyorum. Yalnızım. Artık şehirlerin farklı havası da iyi gelmiyor Nilgün. Her şehir sokaklara bölüyor beni, her şehir biraz boğuyor. Her şehir birbirine sürekli çarpan insan sürüleriyle dolu. Hepimiz 90 saniye süren kırmızı ışıklarda bekliyoruz. Belki de şehirde bir yerlerde bizim için atan bir kalbin olduğuna inanarak. Hepimiz mesai saatlerinin bitmesini bekliyoruz. O sıralarda veresiye defterine şiir yazan bakkal, ülkenin en önemli televizyon kanallarından birine konuk oluyor. Ekran başında olan ve şiirleri dinleyen Füsun teyze yanlışlıkla çay bardağını yere düşürüyor ve yine o sıralarda entrika yapma ihtiyacı olan insanlık, bu gürültünün içinde birbirine oyunlar oynuyor. Bütün bunlar olurken ben ne mi yapıyorum? Üzerinden her geçtiğimde “yıkılsa ne olur acaba” diye düşündüğüm üst geçitlerden geçiyorum. Sonra “çökse ne olur acaba” dediğim alt geçitlerden… Tek başıma karşıdan karşıya geçerken bir yol arıyorum aslında, bir şehir gerçekten nasıl terk edilir diye düşünmekten…

Biliyor musun ben sıkıldım aslında bütün bu düşüncelerden. Geçmiş buharlaşıp çıkmıyor şuncacık kalp denilen odadan. Hala durup durup kafama sıkmak istiyorum. Bu duvarın rengi çok sıkıcı, bu ses, bu ben. Unutmak istiyorum. Unutmak hep aynı konu edebiyatta. Hep aynılık. Çok sıkılıyorum bu yoldan, bu ışıktan, bu iklimden. Daha fazla yazmak istiyorum. Ellerime bakıyorum ağır, kâğıda koyuyorum gram mürekkep damlamıyor. Ha yağdı ha yağacak diye diye yağmurluğu giyeli kaç kilometre oldu… Saymadım değil mi? Çok sıkıldım bu adımlardan, adamlardan, kadınlardan… Niye’si bir kadının saç tellerinden, onun sesinden, şiirlerinden. Niye’si hiç yaşanmamışlığımdan Nilgün…

Sevgilerimle

Mert Kişot

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s