Cevapsız Mektuplar P.S-19

31.10.2020 / İzmir/ P.S.19

Sevgili Nilgün

Yazmaya başladığım her an köklerini yitiren bir ormana dönüşüyorum. “Her şey yazılamaz” demiştin çünkü. Öyle de ölüyor! Üzgün adımlarla varıyorum mavinin yüzüne. Ne dalgalı deniz bu! Ölçümsüz liman nerede? Ya kayıp balıklar? Özleyeceğim bir satır bırakıyorum akıntının güçlü olduğu yere. Ya dönebilmek? Mümkün mü evler belirirse gölgelerin içinde ve mümkün mü sesleri yiterse siyahın müziğe dönüşmesi gece!

Sana yazdığım şehir çok gürültülü, çok ışık, çok adım. Şehir dün geceden beri hala sallanıyor Nilgün. Ölüm derslerimize giren bir öğretmen, biz ise yarını unutacak olan çocuklarız. Ah ne de güzel yaşıyorduk bitimsiz. Ah nasıl da çocuktuk ve büyümüşüz birden… Ne kadar yorgunduk ve istekliymişiz hep. Bizler madenleri böyle tüketmiştik. Ben, öylece izlemiştim Nilgün. İzlemiştim ve sana yazmıştım henüz Dil’i bilmiyorken…

Söylemiş miydim? Burada yeni bir ev edindim kendime ama yine de köklerimi çantamdan çıkarmıyorum. Ve hala koltukta uyuyorum biliyor musun? Sanki yataklar hiç tek kişilik değilmiş gibi. Tek başına anlamsız gibi Nilgün. Sorunum hep buydu belki de? Anlamlandırmadığım bir yaşamı da yaşayamıyorum. Boşluk. Zarf ağırlaşıyor, uyku ağırlaşıyor, gece çöküyor bardağın dibine. Zencefil ve ıhlamur kokuyor mutfak. Sabahı düşlemeyeceğiz artık söz verdi gölge. Beni seviyor mu? Sever mi? Emin değilim. Ben sabit mesafedeyim. Sabit koltukta. Yön hep aynı üzünç, yüz hep aynı çizgi. Şehir hala sallanıyor Nilgün…

Sevgilerimle

Mert Kişot