Cevapsız Mektuplar P.S.33 (revize)

24.04.2021 / İzmir / P.S.33

Sevgili Nilgün

Nisan ayına girdik fakat hava hâlâ yeterince sıcak değil. Mevsim yağmurları devam ediyor. Bu bir yandan iyi aslında, çünkü kalplerimizde olduğu gibi çölleşen bir kuraklık ile karşı karşıyayız. Aslında bizler artık her konuda hassas düşünmek zorundayız. Ben düşünmeye çalışıyorum dersem sana komik gelir mi bilmiyorum ama elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Az kıyafet, az eşya ve ihtiyacım kadarını tüketiyorum. Büyük ihtimalle hayatım boyunca da böyle yaşayacağım. Bir bavul ve çantadan daha fazla eşyamın olmasını istemem. Tabii böyle düşünmemin sebeplerinden biri, belki de henüz bir ev edinememiş olmam. Çünkü köklerini çantada taşımak bunu gerektiriyor. Taşınılabilir bir hayat tek seçeneğim şimdilik. Bu yüzden bir kedi ya da bir köpekle uzunca arkadaşlık kuramıyorum. Bir kütüphane inşa edemiyorum. Hatta biliyor musun? Bu zamana kadar oturduğum evlerin hiçbirine, kendi odam dahi olsa tam anlamıyla yerleştiğimi hatırlamıyorum. Hem zihinsel hem de fiziksel olarak yani…  Mesela Çanakkale’de kaldığım evde bile eşyalarımı çantamdan aldığım zamanları biliyorum. Her zaman bir çantamın gitmeye hazır olduğunu hatırlıyorum. Hatta bazı zamanlar (2-3 ay) yatakta uyumaktansa koltukta uyuduğumu da hatırlıyorum. Neden diye sorma Nilgün, sebebini ben de bilmiyorum. Sana fotoğrafını yolladım. Hislerimi yansıtmıştır umarım.

Odada konuşmaya başladığımda sessizliğin ağır bir dili, dinlemenin ise üzücü bir yönü kalıyor Nilgün. İç sesimin bu denli kanıyor olması ellerimi göle çeviriyor. O göl beni boğuyor. İşin en kötüsü de ne biliyor musun? Hiç ölememezlik içinde bu yazdıklarım, gelecek denli hastalıklar üretmekten başkaca hiçbir işe yaramayacaklar.

Hatırlıyor musun bir keresinde defterlerine şöyle bir şey yazmıştın. “…Geçmişin peşine yalnızca düşlerde düşülebilir sanıyorum, uyanınca, bir bir sözcüklere dökünce iç sesiyle, karanlık imgeleri. Ve ben de öyle yapıyorum, sanki yüzyıllardır… Öyle korkunç bir otoanaliz ki bu artık her şeyi bilmek (megalomani ya da agnostizm değil bu) bir bıkkınlık veriyor, sıyrılmak istiyorum bu iç ve dış kuşatılmışlıktan, anlamlandırmadan, dile getirmeden, dilden götürmeden…”

Öyle korkunç bir otoanaliz ki bu Nilgün, yazmak-anlatmak artık bıkkınlık veriyor. Bu yüzden bir süre ellerimle sessiz kalacağım. Şimdilik hoş kal…

Sevgilerimle

Mert Kişot

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s